Sektörün Kobi Yapısı Bir Zaaf Değil, Teknoloji Geliştirmenin ve Küresel Rekabetin Gereğidir

Kobi Olsun, Büyük İşletme Olsun, Makine İmalatı Yeterli Nakdi ve Entelektüel Sermayeye Sahip Kuruluşlarca Yapılmadığı Zaman, Daima Sektörün Geneline Zarar Veren ve Asla Sürdürülemeyecek Bir Teşebbüse Dönüşür.

Sektörel organlarımız mikro politikalar belirlemekte ihtiyaç duyulabilecek verileri takip etmeyi, bunları, rakip ülkelerle kıyaslarken Türkiye’nin imkanları doğrultusunda kısa dönemde alınabilecek neticeler için yorumlamayı ve öneriler geliştirmeyi öncelikli görevlerinden kabul ederler. Sivil veya yarı sivil diye tanımlanan bu organlar, TOBB bünyesinde yapılanan sanayi ve ticaret odalarımızdaki meslek komitelerimiz, sektör meclislerimiz ve TİM bünyesinde görev yapan ihracatçı birliklerimiz ile, tamamen gönüllü katkılarımızla kurduğumuz federasyonumuz ve derneklerimiz olarak belirginleşmiştir.

Bu organ veya örgütlerimizin yürütmekte oldukları bütün görevler, her biri birbirinden değerli ve birbirlerinin eksiğini tamamlayan, daha doğrusu, bütünleştiklerinde, sektörün hızlı gelişimi ve ülke refahına katkısını teminat altına alacak bir gayretler manzumesidir. Bu teşekküllerimizle, bir başka deyişle sektörün kendisi ile işbirliği halinde yürütülecek stratejilerin başarısız olmak imkanı yoktur. Sektörün farklı menfaat grupları, bu çatılar altında uzlaşarak müşterek çözümler geliştirmekte fevkalade mahirdirler.

Bir zamanlar tam bir muamma olan ve ancak makro göstergelerine ulaşılabilen makine imalat sektörü, ki bunda bütün dünyada geçerli KOBİ karakteri rol oynamakta idi, şimdi şeffaf, hemen bütün sanayi dallarından daha fazla bilgi üreten ve bunu herkesle paylaşan bir konuma gelmiştir. Makine imalat sektörünü yükseltmek iradesinde olan bir kamu otoritesi, artık, yalın gerçeklerimizi görebilecek, bunu nasıl yapacağını dünyada birikmiş bütün tecrübeyle planlayabilecek ve doğru adımlar atabilecek imkana sahiptir.

Dergimiz, hemen her sayısında sektörün ürettiği bir raporu okuyucularına özet halinde tanıtıyor; derneklerimiz ve birliklerimiz bunları web sitelerinde eksiksiz olarak yayınlıyorlar. Basılı hale gelen raporlar, ayrıca, bizlerden sorumlu yetkililere ve paydaşlarımıza gönderiliyorlar. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, örgütlerimizin çalışmalarında esas aldıkları verilerdeki farklılıkların, onların dahil oldukları enformasyon zincirlerinden kaynaklanıyor oluşudur. Odalarımızdan gelen bilgiler genellikle SITC kodlarına, birliklerimizden gelen değerlendirmeler ise GTİP’lere dayalıdır. Bunların makine tanımlarında ve sınıflandırılmasında farklılıklar olduğundan, büyüklükler de farklıdır. Örneğin SITC kodları ile ihracatımız 10 milyar dolar ölçülürken, GTİP’ler 14 milyar dolar gösterir. Önemli olan küresel ve yerel performans mukayeselerinin aynı sistem üzerinden yapılmasıdır. Potansiyelinin azını kullanabilen sektörün gidişatını gösteren bilgiler, şu anki durumunu gösterenlerden daima çok daha değerlidir.

Bu sayının konusu olan TOBB Sektör Meclisimizin raporu, 2017 ilk altı ayında elde ettiğimiz neticeleri yorumlayan bir çalışmadır. Doç. Dr. Ruhi Gürdal hocamızın değerli çabalarıyla ortaya çıkmış bu rapor, esasında gidişatın bir tespiti niteliğindedir. Endeksler, istihdam, ücretler, fiyatlar, yatırım, üretim, dış ticaret vb. bir çok parametre üzerinden bir teşhis koymaya yöneliktir. Hükümetimiz, son 12 ay içerisinde sebepleri malum menfi tesirleri bertaraf etmek üzere fevkalade hızlı ve geniş kapsamlı tedbirler aldı. Bunların önemli bir kısmı, sektör sözcülerinin yıllardır dile getirdiği isteklere yönelik idi. Kamu yatırımlarında yerli malı kullanımını zaruri hale getiren radikal karar, bizim beklediğimizin de fevkinde alındı. Ar-Ge destekleri, yine, işini doğru yapan imalatçılarımıza büyük olanaklar sunuyor. Hala çok eksiğimiz var ama yapılanların neticelerini bilmeyi yani kağıt üstünde görmeyi, yaşayıp idrak etmek kadar önemli görüyoruz.

Bu raporda, derinleşmemiz gerektiğini düşündüğüm birkaç husus var.

İlki, yeni yatırımların yüzde 90’ının ilk üç bölgemizde yapılmakta olduğu. Tevsi yatırımları için de bu durum geçerli; teşvik belgeleri bunu söylüyor. Birinci Bölge yatırımları yüzde 70 civarında. Yani en gelişmiş illerimizde yatırım yapıyoruz ve bunu daha az gelişmiş bölgelerde çok daha fazla teşvik olmasına rağmen yapıyoruz. Birinci bölge desteklerinin yatırıma özendirici bir muhteva içermediği eleştirisini dikkate alırsak, makine imalat sektörünün yatırımlarının teşviklere bakılarak yapılmadığı savına hak vermek durumunda kalıyoruz. Trend de bunu destekliyor. 2016 ve 2017 dönemi teşvik belgelerine müracaatta, ilk 5 ayda yüzde 40 azalma görünüyor. Öte yandan, fiyat endeksleri genel ortalamanın altında artarken, istihdam ve ücret endeksleri sanayi genel endeksi üzerinde seyrediyor. Yani, sektör, gelişmiş yörede, giderek daha fazla işçi ve daha yüksek ücretli işçi çalıştırırken, fiyatlarını artırmakta zorluk çekiyor, karlılığı düşüyor, yatırımları azalıyor. Sektörün büyümesinin ihracata dayalı olmasının sebeplerinden biri de bu; sanayi yatırımlarında beklediğimiz artış henüz yaşanmıyor. Yerli malının zaruri hale gelmesi, uygulamada nelerle karşılaşacağımızı tam bilememekle birlikte, en büyük kullanıcılardan biri olan kamunun bu sıkıntımızı aşmaya yardımcı olacağı ümidimizi pekiştiriyor. Verimlilik çok öne çıkarmak istediğimiz bir kavram. Sektör verimli mi çalışıyor, verimsiz mi değerlendirmesini yapmanın ilk koşulu makine sınıflandırmasını ve üretim yapısını iyi bilmek. Biz senelerdir ölçek ekonomisinden, tekno ekonomik kapasiteleri yakalayamamaktan, büyümeden dert yanarız ve temel sebeplerinin kayıt dışı, PDG, niteliksiz ithal mallar ve haksız rekabet olduğunu dile getiririz. İlave gümrük vergileri, yani korumacı politikalar ile az evvel değindiğim bazı tedbirler muhakkak olumlu etkileyecektir ama esasen yapısal tedbirlere ihtiyacımız var.

Özel amaçlı makineler ve genel amaçlı makineler diye iki temel grubumuz var. Bunlardan ilki sipariş üzerine ve az sayıda üretilirler ama teknolojinin bütün üretim alanlarında gelişmesine asıl katkı bunların imalatçılarından gelir. KOBİ olarak kalmak durumundadırlar; doğru ölçekleri budur. Diğer grup, daha büyük sermaye ve ölçek gerektirir; daha verimli görünür. Her iki büyüklüğün de kabiliyetleri ve ihtiyaçları farklıdır. Birine göre tedbir almak ve ötekine de fayda edeceğini ummak doğru olmaz. KOBİ olsun, büyük işletme olsun, makine imalatı yeterli nakdi ve entelektüel sermayeye sahip kuruluşlarca yapılmadığı zaman, daima sektörün geneline zarar veren ve asla sürdürülemeyecek bir teşebbüse dönüşür. Serbest rekabetin kuralları bellidir; bunun arkasına dolananlar sektörün ilerlemesini ve ülkenin refahını geciktirirler. Herhangi bir rapor veya metindeki bir paragraftan, bir cümleden hatta bir veriden olumlu ve olumsuz düşüncelere aynı anda kapılabiliriz. Ya da bazılarımız sadece olumlu olanları görürken bazılarımız tersini yapar. Bu çok doğal subjektif refleksler diyalektiğin hayatımızdaki vazgeçilmezliğini ortaya koyar ve bir arada yapacağımız sentezlerin isabetli olmasını sağlar. Sektörün bütün çalışmalarının bu açıdan ele alınmasını ve bütünlüklü olarak değerlendirilmesini, bir başka deyişle, yapılmış hiçbir çalışmanın zayi edilmemesini diliyorum.

Türk Makine Sektörüne Genel Bakış   Makine Sektörü Raporları   Projeler   Makaleler
Hedefler, avantajlar, başlıca ürün grupları, ilerleme kaydedilen ülkeler, çarpıcı istatistikler »
 
Makine sektörü ile ilgili yayınlar, makaleler, dernek katalogları ve sunumlar »
 
Makfed tarafından yürütülen projeler ile ilgili bilgilere erişim »
 
Makine sektörü hakkında yayınlanan önemli makaleler »
 
 
MAİB MTG moment_expo
OAİB
OAİB
 
   
 
Makine İmalat Sanayii Dernekleri Federasyonu

Atatürk Bul. No: 193 ASO Kule 7.Kat, Kavaklıdere, Ankara
T: +90 312 426 40 50 • F: +90 312 468 42 91 • info@makfed.org